|
Kim susuyor? |
|
 |
 |
Okunma |
|
174 |
Kim susuyor?
Haber bültenleri yetmiyor bana. Bir de elektirikli hızar sesi var... Yaklaşık bir yıldır beni takip ediyor. Overlokçuyla ikisi... Ben nereye gitsem o hızar makinesi civarımda, biri bitip biri başlayan eylemlerle “ben buradayım” diyor... O sesten kaçamıyorum...
Televizyonu, gazeteyi, radyoyu çıkarsam da hayatımdan ve şu anda şehrin en sakin, en sessiz çıkmaz sokaklarından birinde yaşıyor olsam da hayır kaçamadığım bir şey var! O beyaz minibüslü overlokçu yavaş yavaş sinsice balkonumun dibine geliyor ve printer sesli kadının berbat tonlamasından, o beni benden eden ses kaydından kurtulamıyorum.
“Sevgili-hanımlar-overlokçunuz-ayağınıza-geldi-halı-kilim-yatak örtüsü kenarı-kaplanır-dikilir-beş dakikada-teslim-edilir-sevgili-hanımlar-overlokçunuz-ayağınıza-geldi-halı-kilim-yatak örtüsü-kaplanır-dikilir-beş dakikada-teslim-edilir-sevgili-hanımlar-overlokçunuz.....”
Allah sizi inandırsın evde ne kadar patates, domates varsa olsa overlokçunun ayağına, başına nişan almak istiyorum.
***
Bu bağırma çağırma işinden, mikrofonlu, megafonlu sunumlardan oldum olası hoşlanamadım. Ama nedense şiddeti de yükselme seyreden yüksek sesli bir hayatın içinde yaşıyoruz ve sanki buna alışmak zorundayım. Herkes bağırarak konuşuyor. Sadece volüm yüksek değil, kelimelerin iç anlamları da yüksek...
Bir bağırtı, bir kıyamet, bir yıkma, bir tadilat, bir tamirattır bitmiyor...
Şah damarları şişmiş siyasetçilerden, sesi bağrınmaktan kısılmış medyacılara dek herkes bir telaş içinde. Herkes o kadar çok bağırıyor ki hiçbir şey işitemez olduk. Benim uğultudan kafam almıyor artık söylenenleri. Seçemiyorum hiçbir şeyi...
Yeni yapılanmaların takırtıları, cesur açılımların hızar sesleri, rahatsız olanların karşı tavırları, protestocular, protestoyu protesto edenler, hepsini birden kınayanlar... Ve birden bütün bu kalabalığın ortasından geçen, neden oradan geçtiğine, ne yapmak istediğine akıl sır erdirilemeyen “overlokçu” stiline sahipler ve adeta “patates-soğancılar!”
Bir düğmesi olsa hayatın ve basıversek, orada donsa görüntü. Sonra aklıselim sahibi, tane tane konuşan, ne dediği anlaşılan, aydınlatıcı bir analist durum değerlendirmesi yapsa... Şu kaotik, çılgın resmi bir izah etse, dese ki: Bu görmüş olduğunuz patates soğancı provokatördür, yazdıklarına ve söylediklerine bakmayın, overlokçu sizi sinirlendirmek suretiyle şiddete yönlendirmek istiyor, sakın ola o durmadan kendini tekrar eden cümlelerini duymayın, duymamayı öğrenin...
***
Pazar gecesi maçı iki arkadaşımla izledim. Maçtan sonra gideceğimiz çok şahane bir davet vardı aslında ama garip bir biçimde sakinliğe ve sessizliğe ihtiyacımız olduğunu fark ettik.
Sohbet ederken arkadaşım o gün okuduğumuz oldukça hırçın bir makaleyi yorumladı... “Neden bu kadar çok bağırıyorlar biliyor musun? Çünkü herkes kirlendiğinin farkında. Bunu taşımak ağır geliyor. İçlerinde hâlâ bir insan taşıdıklarının da bir göstergesi bu öte yandan. Ben kirliyim ama hanginiz değilsiniz ki ulan bağırtısı bu. Suçu paylaşalım, dayanılır olsun feryadı...”
Doğru söylüyordu arkadaşım. Gözünüzü kapayıp tek tek cümleleri duymaya çalışın:
“Ben daha temizim”, “senin kadar kirlenmedim”, “ben lekesizim”, “ben koyverdim gitti”, “benim umurumda değil”, “benim kaybedecek bir şeyim kalmadı”, “yalan söylüyorsun, en çok sen kaybetmekten korkuyorsun”, “ben çok bedel ödedim”, “ben masumum”, “sen de benim kadar günahkârsın...”
Uzar gider bu cümleler... Ve bu yazının sonuna usul usul bir Sezen şarkısı eşlik eder: “Masum değiliz, hiçbirimiz...”
Ve bu iç çekişi, oradan geçmekte olan bir seyyar “satıcı” bozuverir...
|
Yorumlar |

|
|