|
|
|
Yağmur, açık-kapalı ve kara mizah |
|
 |
 |
Okunma |
|
170 |
Yağmur, açık-kapalı ve kara mizah
Oysa Ümit Besen dinlemeye gidenlerden biri olabilirdim. Beşiktaş-MKE Ankaragücü maçını izlemeyi tercih ettim. Hem de maç arkadaşlarımın bir kısmının beni yarı yolda bırakmasına rağmen!
Neyse... O gün zaten fazlasıyla yağmurlu ve zamanımın neredeyse tamamını trafikte geçirdiğim için üst sınırda gergin olduğum bir gündü. Sahil şeridi üzerinden Dolmabahçe’ye gıdım gıdım ulaşmaya çalışırken, neredeyse iki yıldır görmediğim ve tanışıklık derecesinde sabit kalmış bir arkadaşımın arkadaşından şaşırtıcı bir mesaj aldım. O gün yazdığım yazıyla ilgili okuduğumda gözlerime inanamadığım bir cüret içinde yorum yapıyordu. “Kendinde mi değil nedir ya da birisi telefonunu çaldı” diye düşündüm ilk olarak. Algılayamadım. Aradım hemen, telefonunu açmadı. “Ah Yarabbim!” Tipik günümüz insan örneğiyle bir kez daha karşılaşmak beni daha da sinirlendirdi. Teknolojinin demir perdesinin ardına saklanınca arkaları görünmüyor sanıyor insanlar! Bu yüzden takma isimlerle internet üzerinde, yorumcu bölümlerinde şurada burada sepet gibi dilleriyle doldur boşalt yapıyorlar... Mesajı yazıp gönder tuşuna basana kadar cesur yürek herkes. E be kardeşim ben bu sanal cesaretinizi hakikaten anlamıyorum. İki dakika sürmez mi yani bu kimliklerinizi açık etmek? Nasıl yaşıyorsunuz bu yüzlerinizle?
***
Ama belki de haklılar.
Bizler gibi adları, yaptıkları işler, hataları, başarıları kamuya açık insan olmak kolay değil. Oh ne güzel, ben de saklanayım, ortada ismiyle cismiyle apaçık durana istediğim hakareti edeyim, küfür edeyim, dalga geçeyim hatta diğer açıktakilerle kapıştırayım... Ne eğlenceli, ne “dik ve dürüst” duruş değil mi?
***
Yazarken yazdıklarıyla kendini gaza getiren bir yazar olarak televizyonda e-mail okurken seyirciye ifrit olan Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’ya benzemeye başladığımı fark ettim bu ara. “Kapat televizyonu, izleme bizi, beyniniz olup olmadığından da emin değilim” demiş Fatih Altaylı en son bir e-mail’e kızıp.
İnanın bazen tahammül sınırını aşan öyle çok şey yaşıyoruz ki. Yaşadıkça alışıyorsunuz bir parça evet ama bazen işte açıkta kalan bir sinir ucuna denk gelen bir pervasızlık olunca kuyruğu çekilmiş kedi gibi cinnete yol alıyorsunuz.
***
Çok sakız edilmiş şu konuya hiç girmek istemiyorum ama yeri geldi, iliştirmezsem olmaz; sonuçta Rojin’in dağa kaldırılmasına yönelik “kara mizah”ın sonucunda gelinen noktanın nedeni Rojin’in espriden anlayıp anlamaması değildir. Birlikte yaşama konusundaki “açılımlar” içinde savrulan Türkler ve Kürtlerin yıllar süren oyunlar ve savaşlar sonunda bu duruma alışsalar da tahammül sınırlarının sonuna gelinmesiyle ilgilidir. O kuyrukları çekmemek gerek işte. Kaldı ki Serdar Turgut özür diledi, açıklama yaptı vs... Ama o açıklamalar içinde Özge Uzun’un bacaklarıyla ilgili yorumlarına kocası Volkan’ın da rıza gösterdiğine dair bir cümlesi vardı. Ben bir tek şeye takıldım ve bir baktım arkadaşımız Gülenay Börekçi aynı fikirde. Diyor ki: “Kadının kocası izin vermiyorsa kara mizahı kesersin (yemez zira). Kocası olmayan kadın izin vermiyorsa, kara mizahtan anlamıyordur. Yok ya!”
Haksız mı?
***
Bir de Ertuğrul Özkök’ün pazar günü yazısında adıma göndermiş olduğu pası, yazı günümün salı olması nedeniyle gecikmiş ve kapamamış durumdayım ve bu yüzden yeis içindeyim. Şu anda görebildiğim kadarıyla Mutlu Tönbekici ve Hülya Avşar “benim adım geçseydi” golünü attılar...
Sonuçta biz adıyla ve işiyle açıkta yaşayanlar her durumu kaldırmaya ve anlamaya müsait bir kalın deri sahibi görünsek de herkesten bunu bekleyemeyiz. Hâlâ yağmur yağıyor...
|
Yorumlar |

|
|
|
|
| |
Boşverin siz 12 Eylül’ü ve Kürt açılımını... Duruşunuz var mı sizin duruşunuz?..

Mevsim Geçişine Doğal Bakım

ajda pekkan aynen oyle

Yaz sıcağı ve bir dondurma meselesi

İnternetten koca bulma

|
Allah Nasıl Misafir Edilir?

Allahü Teâlâyı Bilirmisin?

matematİk oyunlari

Evlenilecek Kız Modeli

Gönül Bahçesinden Cuma Sohbetleri

|
|